Döngüsel Ekonomi Soluduğumuz Hava Kadar Doğal Bir Hal Alacak
Prof Dr. Tunç DURMAZ – TTGV İkilm Öncüsü / Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi
İklim krizi ile mecburi bir dönüşüme girdik. Bunu herkes yaşamına adapte ederken TTGV olarak sizi çalışma alanınız ve alana sunduğunuz değer sonucunda “İklim Öncüsü” seçtik. Sizin iklim öncüsü olmadaki motivasyonunuz neydi?
İklim değişikliğiyle mücadele tek bir kulvara sığdırılabilen, tek kişiyle, tek bir teknolojiyle... Uzun lafın kısası, ‘tek’lerle başarılabilecek bir mücadele değil. Teknoloji söz konusuysa bir portföye, insanlar söz konusu olduğunda birlikteliğe, bilim söz konusuysa çok sesliliğe ihtiyaç var. Problemin bir kamu malı olması sebebiyle, yani CO2’nin global bir kirletici olması, etkilerinin ve maliyetinin coğrafi sınırları aşması ve dünya üzerinde herkesi etkileyebilmesi sebebiyle, bu çok seslilik çok önemli. Aksi takdirde, ki yaşananlar bunun bir aynası, tek bir kirleticinin bile küresel iklim krizi vasıtasıyla çok büyük kitleleri etkilemesi mümkün. Şunu da hep aklımızda bulunduralım: Tek kalırsanız, iyi anlayamazsınız, anlatamazsınız ve tek taraflı bir çözüm hüküm sürer; bir başımıza her ne kadar başarılı işler yapsak bile, iklim değişikliğiyle mücadele çok seslilik gerektiren bir konu olduğundan, etki yaratmakta zorlanırız. Dolayısıyla, komünitelerin öncü isimler tarafından yönlendirilmesi, dinamikleri gereği üyelerin birbirinden öğrenmesi ve bu sayede bilginin hızla yayılıp taleplerin çok daha güçlü duyurulabilmesi, benim TTGV İklim Lab Komünite programında yer almamı sağlayan temel faktördü. İşte bu parçalardan bir mozaik oluşturmak ve ortaya çıkan bu eserin uzun dönemler boyunca etki yaratabilmesini sağlamak fikri, benim için en büyük motivasyon kaynağı oldu.
Türkiye ve dünyada iklim krizi, iklim teknolojileri ve sürdürülebilirlik artık sadece gündem maddesi değil; stratejik bir zorunluluk. Peki, bu alanda hangi konulara öncelik vermeliyiz?
Bir iktisatçı olmam sebebiyle iklim değişikliği çalışmalarının merkezine ekonomik rasyonalitenin yerleştirilmesini çok önemsiyorum. Burada kastettiğim, kârların ve gelirlerin olabildiğince artırılması değil; işleyişin her anında i) uzun-kısa dönem ayrımının yapıldığı, ii) fırsat maliyetlerinin (bir tercihi yaparken vazgeçilen diğer değerlerin), iii) gölge fiyatların, ki bunları piyasada etiketi olmayan çevresel maliyetler olarak düşünebiliriz ve iv) dışsallıkların net bir şekilde hesaplandığı bütünleşik modellerden hareketle çalışmaların yapılması ve kararların alınmasıdır. Ekonomiyi, ekonomik rasyonaliteyi ne kadar doğru bir şekilde merkeze oturtabilirsek hem iş dünyası hem tüketici hem de dünyamız için sürdürülebilir bir ekosistem sağlayabiliriz. Dolayısıyla ekonomistlerin diğer disiplinleri tanıması ve bu disiplinlerle ortak işler yapması her ne kadar önemliyse, diğer disiplinlerin de ekonomistleri tanıması ve onların yol göstericiliğine inanması o kadar önemli. Çünkü iklim değişikliği ve yeşil dönüşüm yolundaki en büyük teşvik fiyatlar! Karbon piyasaları neden var? Karbona fiyat koymak için. Karbon fiyatı nasıl oluşuyor? Normalde eksik olan piyasanın, düzenleyicinin müdahalesiyle tesis edilmesiyle. Fiyat mekanizmasının işlediği her noktada ekonomik akla olan ihtiyaç tartışılmazdır. Ancak bu rolün işlevselliği, tıpkı endüstriyel simbiyozda olduğu gibi, farklı disiplinlerin birbirini beslediği, teknik bilginin ekonomik modele girdi sağladığı ve bu model çıktılarının da diğer disiplinleri beslediği simbiyotik bir çalışma kültürüne bağlıdır. Sonuç olarak, sadece teknolojiyi geliştirmek değil, bu teknolojileri ekonomik gerçeklikle harmanlayan bu ortak dili ve metodolojiyi inşa etmeliyiz.
Yakın gelecekte iklim teknolojilerinde hangi kırılmalar ve yenilikler öngörülüyor? Sektörlere etkisi ne olacak?
Temsil ettiğim tematik alan, yatayda kesen uygulamalar ve teknolojileri kapsadığı için her sektörde yeri olan bir konudan bahsediyoruz. Dolayısıyla, kırılmaları ya da yenilikleri etki alanı bakımından düşünmemiz gerekiyor. En başta, döngüsel ekonomi artık soluduğumuz hava kadar doğal bir hal alacak. Kaynak kısıtlarının iyice hissedildiği bugünlerde, döngüselliğin yaratacağı değerlerin doğru fiyatlandırılması hayati önem taşıyor. Döngüsellik çok disiplinli bir konu olduğundan, süreçleri optimize eden yapay zeka, izlenebilirliği sağlayan blokzincir ve simülasyon imkanı sunan dijital ikizler gibi iş birliği teknolojilerinin önemi artarak devam edecek. Ek olarak, finansmana erişimin kısıtlı olması, gerekli ölçeği yakalamayı zorlaştırırken geçen zaman dönüşümün maliyetlerini artırmaktadır. Tematik alanımızdaki en büyük kırılma noktasının, efektif emisyon azaltım olanakları sınırına (abatement frontier) dayandığımızda yaşanacağını öngörüyorum. Yenilenebilir dönüşümü çok önemsiyoruz fakat kolay kazanımların (low hanging fruits) sonuna yaklaşıyoruz. Buna örnek olarak, enerji dönüşümü için gereken alanların tarım ve konut arazileriyle rekabet eder hale gelmesini ve kesikli üretim sebebiyle ihtiyaç duyulan depolama ve şebeke yatırımlarının gerektirdiği yüksek maliyetlerini gösterebiliriz. Bir de dur durak bilmeyen enerji talebi artışı ve bu artışı ancak karşılayabilen yenilenebilir enerji arzını düşündüğünüzde, emisyonların yükselmeye devam ettiği ve iklim krizinin derinleştiği zamanlardayız. Bu durumda elimizdeki zengin teknoloji portföyünü değerlendirmemenin çok büyük fırsat maliyetleri yaratma riski söz konusu. Emisyon sınırına dayanmış yüksek maliyetli bir dönüşüm tercihinin fırsat maliyeti, daha verimli teknolojilerle sağlanabilecek kaynak tasarrufundan ve ekonomik refahtan vazgeçmektir. Odaklanmamız gereken nokta, uzun dönem perspektifinden hangi teknolojinin birim başına emisyon azaltım maliyetinin daha düşük olacağının belirlenmesidir. Finansman maliyetleri ve karbon fiyat tahminleri ışığında eğer karbon yakalama ve değerlendirme (CCU), yakalanan karbonun kalıcı depolanması (CCS) veya karbondioksit giderimi (CDR) teknolojileri toplam maliyet (çevresel maliyetler dahil) açısından daha düşük bir tablo ortaya koyuyorsa, ekonomik rasyonalite bu teknolojilere yatırımı ve devreye alınmasını gerektirir. Dolayısıyla sürdürülebilir bir gelecek, ideolojik tercihlerden ziyade, farklı disiplinlerin birbirini beslediği simbiyotik bir çalışma kültürü ve toplum refahını da gözeten ekonomik maliyet analizlerinin işaret ettiği doğru teknoloji portföyüne yönelimle mümkün olacaktır.
